Psikolog Ayşenur Yuca

Tarih: 21.02.2026 19:23

Yas: Kalbin öğrendiği en zor ders

Facebook Twitter Linked-in

Bizim planlarımıza göre ilerlemez. Ummadığımız zamanlarda gelen bir telefon, bir haber, bir ayrılık cümlesi ya da beklenmedik bir veda… İnsanın bütün düzenini bozabilir. İnsanın iç dünyasında görünmez bir kırılmaya sebep verebilir. İşte yas denilen olay ve ne kadar devam edeceği bilinmeyen bu süreç tam da bu kırılmanın ardından başlar. Yas denilince aklımıza genellikle birini kaybetmek gelir. Lakin bazen bir hayali, bazen bir ihtimali, bazen de hiç yaşanmamış bir geleceği kaybetmektir.

Toplum olarak yasla ilgili birçok düşünce ve görüş vardır. Bunlardan biri yasın hızlı atlatılması gereken bir durum olduğudur. Hatta toplum bu konuda görünmez bir baskı yaratır. “Güçlü ol”, “Zamana bırak”, “Artık toparlanmalısın” gibi iyi niyetli cümleler…. Yas tutan kişiye destek olduğumuzu sanırız ama kişinin acısını yasını yaşamasına izin vermeyiz; aksine onu yalnızlaştırırız. Çünkü yas bir yarış değildir ve bir kalıbı yoktur. Yasın bir takvimi, son tarihi ya da doğru yaşanma biçimi yoktur. Her insanın yasını yaşayış biçimi kendine özgüdür.

Yas sürecinde insanlar karmaşık duygular yaşar: öfke, suçluluk, inkâr, özlem, hatta bazen rahatlama. Bu duyguların hepsi normaldir. Yas, geride kalanların kaybı anlama sürecidir. Bir yanımız kaybı kabullenmeye çalışırken diğer yanımız hâlâ eski gerçekliğe tutunmak ister. Bu zaman dilimlerinde en çok karşı karşıya kaldığımız durum kaybın inkar edilmesidir. İşte bu içsel gelgitler, yasın doğal dalgalarıdır.

Böylelikle modern dünyanın en büyük yanılgılarından biri, acıyı bastırmanın iyileşmek sanılmasıdır. Oysa bastırılan yas kaybolmaz; yalnızca şekil değiştirir. Bizde çok farklı şekillerde formlarda meydana gelir. Bazen bedende ağrı olarak, bazen tahammülsüzlük olarak, bazen de anlamsız bir boşluk hissi olarak geri döner. Yasın iyileştirici gücü, onun hissedilmesine izin verildiğinde ortaya çıkar.

Yasın amacı unutmak yok saymak değildir. Aksine, kaybı yaşam hikâyemizin bir parçası hâline getirebilmektir. Çünkü insan, kaybettiklerini geride bırakarak değil; onlarla birlikte  yaşamayı öğrenerek dönüşür. Bir süre sonra acı sertliğini yitirir, anılar can yakmak yerine iç ısıtır. İşte o zaman yas, bir yara olmaktan çıkıp bir iz hâline gelir. İzler ise yok edilmesi gereken şeyler değil, yaşanmışlığın kanıtıdır.

Belki de yasın bize verdiği en büyük ders şudur: Hayat kırılgandır, ama insan sandığından daha dayanıklıdır. 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —