Oysa özünde oldukça sade:
Birbirimize yardım etmek.
Yolunu açmak.
Elimizden gelenin en iyisini yapmaya niyet etmek.
İnsanı hem iyi hissettiren
hem de kendi yolunu açan tek şey bu.
Siz balonları sever misiniz?
Bence balon bir neşe kıvılcımıdır.
Elinize aldığınız anda ateşlenir.
İster birbirinize atar oynarsınız, ister gökyüzüne bırakır arkasından bakarsınız.
O kıvılcım neşeye dönüşür, içinizi ısıtır ve fark etmeden gülümsersiniz.
Şimdi sizinle en sevdiğim hikâyelerden birini paylaşmak istiyorum.
Bir gün bir öğretmen, öğrencilerine balonlar verir.
Üzerlerine isimlerini yazmalarını ister ve hepsini karıştırarak okulun koridoruna bırakır.
Sonra der ki:
“Beş dakikanız var. Kendi balonunuzu bulun.”
Koridor bir anda karışır.
Koşanlar, çarpışanlar, telaşlananlar…
Balon çoktur, zaman azdır.
Süre bittiğinde neredeyse kimse kendi balonuna ulaşamaz.
Öğretmen bu kez oyunu değiştirir:
“Önünüze gelen balonu alın.
Üzerindeki ismi bulun ve sahibine verin.”
Az önce kaosa dönen koridor,
birkaç dakika içinde sakinleşir.
Bir balon el değiştirir, sonra bir diğeri…
Ve iki dakika sonra herkes kendi balonunu elinde tutuyordur.
Anlatılan şey aslında çok basit:
Herkes sadece kendini düşündüğünde işler zorlaşır.
Ama başkasını gözettiğimiz anda hayat da bize daha cömert davranır.
İnsan mutluluğu tek başına aradığında zor bulur.
Oysa herkes birbirini önemsediğinde mutluluk çok daha hızlı dolaşıma girer.
Belki de mutluluk, kendi balonumuzu aramaktan değil, başkasının balonunu ona uzatmaktan geçiyordur.
Siz ne düşünüyorsunuz? Görselimiz yapay zekâ, ama mutluluk hâlâ çok insani
