Baki Alkaçar

Tarih: 27.01.2026 09:14

Grönland krizi

Facebook Twitter Linked-in

ABD Venezuela devlet başkanını ülkenin başkentinden kaçırıp yargılamaya başladıktan sonra şimdi de Batılı müttefiklerine mi ayar veriyor? Bu durum ABD’nin tek başına hakim olduğu bir düzeninin bir göstergesi mi, yoksa Batı bloku içinde koca bir çatlak mı var? Dünya yeniden mi şekilleniyor? Bütün bunları nasıl okumalıyız? 

Doğrusu, konu uluslararası ilişkiler alanında çalışanlar kadar bizim gibi nasıl düşünüyoruz ve nasıl karar alıyoruz konusu üzerinde çalışanlar için de oldukça ilginç. Ayrıca illet-makasıd çerçevesinde geliştirmeye çalıştığımız düşünme usulünü test etme açısından da oldukça cazip bir örnek. 

Önce konuyu analiz ederek durumu anlamaya çalışalım.

Trump yönetiminin Grönland’a ilişkin ileri sürdüğü gerekçeleri üç ana başlık altında toplamak mümkün; ulusal güvenlik, ABD hegemonyasının coğrafi tahkimi ve iç politikaya yönelik güç gösterisi. 

Grönland’ın Arktik bölgedeki stratejik konumu, erken uyarı sistemleri ve Rusya–Çin rekabeti bağlamında ABD açısından önemli olduğu açıktır. ABD’nin adada halihazırda askerî varlığının bulunması bu da Gönland’ın ABD’ye katılması talebini mantıklı göstermektedir. Ayrıca adanın ekonomik potansiyeli, nadir toprak elementleri, enerji kaynaklar ile ortaya çıkmakta olan yeni deniz yolları, Grönland’ı geleceğin stratejik varlıklarından biri hâline getirmektedir. Bu gerekçeler ABD’nin adaya yönelik ulusal güvenlik gerekçeleri olarak kabul edilebilir.

ABD’nin hegemonik bir güç olması ve Trump yönetiminde dünyadaki en büyük güç olduğu iddiası, Grönland’ı hegemonya açısından da önemli kılmaktadır.  ABD bir hegemon olarak Trump liderliğinde dünya sisteminde ulaştığı konuma paralel olarak hegemonyasını mekânsal olarak tahkim etmek istemektidir. Güney Amerika’da giriştiği operasyon, Kanada’ya yönelik talepleri Grönland’a yönelik egemenlik arzusu hegemonik tahkimatı dışı vurma olarak da değerlendirmek mümkündür. Hegemon olarak ABD iş birliği veya nüfuz genişletme yerine sahiplik tercihini dile getirmektedir. ABD başkanıın iş dünyasından gelen zihniyeti, devletleri şirket, toprakları ise satın alınabilir varlıklar görme eğiliminin egemenliği hukuki ve normatif değil, işlemsel ve pazarlığa açık bir olguya indirgemesine yol açtığı düşünülebilir. 

Grönland’ın ilhakı için gümrüklerin yükseltilmesi gibi somut adımlar bir yönüyle ABD Başkanının iç politikaya yönelik bir güç gösterisi olarak değerlendirilebilir. Başkanın döneminin başlarında üçüncü kez seçilme isteğini dile getirdiğini bu konuda anayasada değişikliğe gidilebileceğini dile getirmiş olması bu ihtimali güçlendirmektedir. Yani Grönland söylemi, Amerikan kamuoyuna yönelik bir mesajdır: “Amerika alan, büyüyen ve kaybetmeyen bir güçtür.” Bu yönüyle dış politika hamlesi, iç politik meşruiyet üretme aracına dönüşmektedir.

Analiz çerçevesinde ABD’nin ulusal güvenlik ve ekonomik çıkarları doğrultusunda, hegemonik gücünün zirvesinde, liderin iç politikada elini güçlendirebileceği için Grönland’ı egemenlik altına almak istediği sonucuna ulaşılabilir.

Düşünme Usulü Çerçevesinde Grönland Sorunu

Düşünme usulü yaklaşımı olayı biraz farklı okur. Usule göre önce amacın, sonra bu amacı gerçekleştirmek için verilen kararın, daha sonra bu kararın neden bugün alındığının ve zorunlu olup olmadığını en sonra da amacı gerçekleştirmek için başvurulan araçların gerçekten amaca hizmet edip etmediği ve beklenen faydanın yol açabilecek muhtemel zarardan büyük olup olmadığını gözden geçirilmesi gerekir. 

Buna göre;

Amaç 

ABD’nin temel amacı ulusal güvenliğini ve ekonomik çıkarlarını korumaktır. Bunun dışındaki bütün faktörler yani Grönland’ın ilhakı, hegemonik gücün pekiştirilmesi, zor kullanma veya satın alma opsiyonu, bu amaca hizmet eden araçlardır. Belki Grönland’ın ilhakıyla ABD Başkanı’nın kamuoyundaki pozitif algısını yükseltmek istemesi kişisel amaç olarak öne sürülebilirse de bu gerekçeyi usul açısından doğrudan amaç olarak kabul etmek mümkün değildir.

Karar

ABD ulusal güvenlik ve ekonomik çıkarı için stratejik önemi ve barındırdığı toprak elementleri nedeniyle Grönland’ı egemenliği altına almak istemektedir. 

Neden şimdi ve zorunlu mu?

Grönland’ın sahip olduğu doğal kaynaklar ve stratejik önemi öteden beri bilinen unsurlar olduğu halde ABD’nin bugün harekete geçmiş olmasının bir açıklamasının olması gerekir. Bugün şartlar nasıl değişti diye sormak gerekir.

Neden şimdi istediğine ilişkin olarak bir açıklama Rusya-Ukrayna savaşının bitmesinin yaklaşması olabilir. Rusya, Ukrayna ile arasındaki savaşı bitirdikten sonra kendisini de ilgilendiren sorunlara müdahil olabilir ve Kuzey Buz Denizindeki statünün değişmesine itiraz edebilir diye bir düşünce varsa, ABD’nin bu savaş bitmeden stratejik bir hamle yapması ihtimal dahilinde olabilir. 

Zorunluluk koşuluyla ilgili olarak açık bilgiye sahip değiliz ancak bu aşamada ABD’nin beyan ettiği gerekçeleri Grönland’ın doğal kaynaklarına sahip olması gerektiğine inandığını söyleyebiliriz. 

Kullanılan araçlar

ABD Grönland için sadece egemenlik kartını oynamakta, bunu satın alma veya zor kullanarak gerçekleştirmekten kaçınmayacağını bildirmektedir. Tehdit dili temel araç olarak görünmektedir.

ABD bu amacını gerçekleştirmek için araç olarak, hegemonik güç konumunu ön plana çıkararak satın alma veya zor kullanma yoluyla Grönland’ı egemenliği altına almayı seçmektedir. 

Araçlar hedefle uyumlu mu?

Buna doğrudan evet olarak cevap vermek güç görünüyor. Grönland ve Danimarka’nın Grönland’ın ABD’ye satışına onay vermemesi Avrupa’nın ABD’nin zorlayıcı tavrına karşı çıkması, ABD’nin barışçıl yollarla hedefine ulaşmasını zorlaştırmaktadır. 

Uzun vadede kararın Batı blokunda bir kırılmaya yol açma potansiyeli de Grönland problemi nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın ABD’nin Çin ve Rusya karşısında bir müttefik olarak Avrupa’yı kaybetmesi anlamına gelmektedir ki, bu sonuç kararın ABD’nin ulusal güvenliğine hizmet etmediği anlamına gelmektedir. 

Aynı şekilde ABD’nin Çin’in ekonomik üstünlüğüne karşı friend shoring politikasında da Avrupa’nın desteğini kaybetmesi anlamına gelecektir ki bu da ekonomik açıdan da orta vadede Grönland konusunun ABD’nin ekonomik çıkarına da hizmet etmediği sonucuna ulaşılabilir. 

Sonuç: Karardan cayılabilir 

Başvurulan araçların amaca hizmet etmemesi ve beklenen yarardan daha fazla zarar üretmesi karşısında düşünme usulü, ABD’nin bu kararından vaz geçebileceği sonucuna ulaşır.

Nitekim Davos Zirvesi sırasında Trump önce Grönland’a sahiplik konusunda zor kullanma yoluna gitmeyeceğini açıklamış daha sonra da Avrupa devletlerinin olumlu tavrı nedeniyle 1 Şubat’ta yürürlüğe koyacağı yüzde 10 ek gümrük vergisini de uygulamayacağını ilan etmiştir. Daha sonra da NATO Genel Sekreteri ile Grönland konusunda bir çerçeve plan oluşturduklarını ifade etmiştir. 

Grönland meselesi henüz tam olarak sonuçlanmamış görünmektedir. Şimdilik ortada sadece niyet beyanları ifade edilmektedir ancak ABD’nin adayı ilhak girişimi ABD hegemonyasının açısından şimdiden sonuçları olan bir kriz niteliğindedir. Bunu bir sonraki yazıda ele alalım.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —