Baki Alkaçar

Tarih: 24.02.2026 09:23

Düşünme krizleri, Çin örneği, Konfüçyüs ve Li Dazhao

Facebook Twitter Linked-in

Bugün Batı medeniyeti karşısında Çin yeniden ayaktaysa bunu yirminci yüzyılın başındaki aydın kadrosuna borçludur ve özellikle de Konfüçyüsçü geleneğin ışığında Bolşevizmi Çin’e bir kurtuluş ideolojisi olarak tanıtan, Çin Komünist Partisi’nin kurucusu Li Dazhao’ya” diye yazmış sonra da” Bizim düşünememe sorunumuz olduğuna katılmıyorum. Fakat düşünmeme sorunumuz olduğu muhakkak” diye bitirmiştim. 

Neden İslam ve Türkiye’nin düşünememe sorunun tartışırken lafı Çin’e getirdim? 

Birkaç nedeni var bunun. 

Çin örneğinden söz ederek, bugün içine düştüğümüz ve bazılarının rasyonel düşünceyi benimsememe veya doğrudan düşünememe diye tanımladığı krizin sadece bize mahsus olmadığını vurgulamak istedim öncelikle. 

Batı medeniyeti 19. Yüzyılda İngiltere, 20 yüzyılda da Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde küresel bir güç olarak, karşısına çıkan bütün medeniyetleri yendi ve hepsinde de benzer krizlere neden oldu. Bu medeniyetlerin hepsinde benzer (alfabe de dahil) tartışmalar yapıldı, benzer çözüm yolları önerildi, benzer ideolojik kamplar oluştu, benzer biçimde Batıcı, milliyetçi, gelenekçi gruplar ortaya çıktı, benzer düzenlemelere gidildi, askeri alandan eğitime, ekonomik alandan idari yapıya kadar neredeyse aynı reformlar yapıldı ve sonunda da hepsinde rejim değişti. 

Aşağıdaki grafikte İngiliz hegemonyası döneminde uzun on dokuzuncu yüzyılda cereyan eden belli başlı hadiseleri göreceksiniz. Grafikte de işaret edildiği gibi Batı’nın yükselişinden en önce etkilenen güç Osmanlı Devleti. Onu Japonya izliyor. Japonya’nın Batı karşısında Meiji restorasyonlarının başlangıcı 1863.  Çin’in reformlara başlaması ise daha geç. 19. Yüzyılın sonu ve 20. Yüzyılın ilk çeyreği. İlginç bir şekilde uzun 19. yüzyılın sonuna doğru Osmanlı Devleti’ndeki gelişmelerle Çin’deki gelişmeler birbirine paralellik arz ediyor. Cumhuriyetin kurulması ve saltanatın kaldırılma tarihleri bile birbirine çok yakın. 

Bu üç devletin yaptığı reformlar neredeyse aynı olmakla birlikte benimsedikleri yollar sonunda farklılaştı. Bizim seçimimiz Batı medeniyetine yönelme şeklinde olurken, Çin o dönemde yeni ortaya çıkan komünist ideolojiyi benimsedi, Japonya gelenekçi-Batıcı olmak üzere ikili bir yapıyı tercih etti. Birinci Dünya Savaşı öncesinde gelenekçi kanat ağır basarken İkinci Dünya Savaşı yenilgisinden sonra ağırlık Batıcılığa doğru kaydı. 

İslam ve Türkiye’nin düşünememe sorunun tartışırken lafı Çin’e getirmemin ikinci nedeni aydınların toplumdaki rollerine işaret etmek. Çin 19. Yüzyılın sonunda çözülürken aydın sınıfının Li Dazhao öncülüğünde bu duruma müdahalesi incelenmeye değer. Bu incelemeye geçmeden Atatürk’ün aydınlarla ilgili olarak 1923’te söylediklerini buraya aktarmak isterim.

“… Sınıf-ı münevver telkinle, irşadla kitle-i ekseriyeti kendi maksadına göre iknaa muvaffak olamayınca, başka vasıtalara tevessül eder. Halka tahakküm ve tecebbüre (zorbalık) başlar: halkı istibdatta bulundurmağa kalkar. … Halkı ne birinci usul ile ne de tahakküm ve istibdat ile kendi hedefimize sürüklemeye muvaffak olamadığımızı görüyoruz… Bunda muvaffak olmak için münevver sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında tabii bir intibak olmak lazımdır. Yani sınfı-ı münevverin halka telkin edeceği mefkureler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalı. Halbuki bizde böyle mi olmuştur? O münevverlerin telkinleri milletimizin umk-u ruhundan (ruh derinliğinden) alınmış mefkurler midir? Şüphesiz hayır…”[1]

 “… muvaffak olmak için münevver sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında tabii bir intibak olmak lazımdır. Yani sınfı-ı münevverin halka telkin edeceği mefkureler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalı”. Bu ifade adeta Çin tecrübesini özetlemektedir. Devam edeceğiz.

[1] Mete Tunçay, T.C’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931), 3 Basım, Cem Yaynıevi, 1992, arka kapak.

Geçen hafta yazıyı Atatürk’ün sözleriyle bitirmiştim. Atatürk 1923’te diyordu ki, “Halkı ne birinci usul (ikna BA)  ile ne de tahakküm ve istibdat ile kendi hedefimize sürüklemeye muvaffak olamadığımızı görüyoruz… Bunda muvaffak olmak için münevver sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında tabii bir intibak olmak lazımdır. Yani sınıf-ı münevverin halka telkin edeceği mefkureler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalı.”  İşte Çin’de 20. Yüzyılın başında olanlar da tam budur. 

Çin aydınları ülke hızla çöküşe doğru giderken “halkın ruh ve vicdanına” hitap edecek “mekfureyi” keşfetmiş ve Çin toplumunu dağılmadan, bir arada tutarak, yeniden ayağa kalkmaları için büyük bir zaman kazandırmayı başarmışlardır.  

Neden mi söz ediyorum? Çin’de Rusya’daki Bolşevik ihtilalinden tam bir yıl sonra Li Dazhao’nun Yeni Gençlik Dergisinde “Bolşevizmin Zaferi” ve “Sıradan İnsanların Zaferi” yazılarını yayınlaması ve komünizmi Çin için bir kurtuluş ideolojisi olarak takdim etmesinden. 

Bu ifadeyle şimdiye kadar alışılagelmiş bir düşüncenin dışına çıktığımın farkındayım. Fakat Li Dazhao’nun kişiliğini, yetişme tarzını, onun Çin’e kurtuluş yolu olarak sunarken bile komünizmi bilmediğini, Konfüçyüs’ün ve Konfüçyüsçülüğün Çin toplumu için ne anlama geldiğini göz önünde tutarsanız bana hak verirsiniz. 

Tabii böyle bir iddiayı bir sütun içinde ayrıntılı biçimde anlatmanın güçlüğünü takdir edersiniz.  O yüzden önce Li Dazhao’yu anahatlarıyla tanıtayım, sonra kısaca Konfüçyüs ve Konfüçyüsçülüğün toplumsal rolüne değineyim ve en sonra da Bolşevizmin Zaferi yazısındaki bir noktaya işaret ederek neden Li Dazhao’nun komünizmde Konfüçyüsçülüğün toplumsal devamlılığın izlerini gördüğünü ifade edeyim. 

Li Dazhao 29 Ekim 1889 tarihinde, Çin’in kuzeyinde Hebei Bölgesinde Leting (Laoting County) kırsalında bir Çinli köylüsü olarak dünyaya geldi.

 

Daha iki yaşına gelmeden annesi vefat etti[1].   Li üç neslin tek erkek çocuğuydu ve Çin geleneklerine göre özel olarak yetiştirilmesi gerekiyordu. Eğitimini küçük bir toprak sahibi olan ve o sıralarda yetmiş yaşlarındaki dedesi üstlendi.  Dedesi, Li’nin İmparatorluk sınavına girerek bir Konfüçyüsçü bilge memur sınıfına dahil olmasını istiyordu. Li böylece toplumsal olarak sınıf atlayabilecek sadece kendisini ve yakın ailesini değil bütün sülalesini ve yakınlarını kurtarma şansı elde decekti. Böylece dedesi Li’nin İmparatorluk sınavına[2] yönelik bir eğitim alması sağladı[3]

Li’nin eğitim süreci dört yaşında Çin alfabesini öğrenmesiyle başladı ve yaklaşık on iki yıl zaman zaman özel öğretmenler eşliğinde devam etti. 1905 yılında 16 yaşına geldiğinde İmparatorluk sınavlarına hazırdı. Konfüçyüs öğretisinin Dört Kitabı’na[4] ve Beş Klasik’lere[5]’ derin bir vukuf sağlamış, 430 binden fazla kaligrafik karakterin (Analects kitabından 11,705; Mencius kitabından 34,680; Değişiklikler Kitabı’ndan 24,107 Dokümanlar Kitabı’ndan 25,700, Şiirler Kitabı’ndan 39,234 Ayinler Kitabı’ndan 99,010; İlkbahar ve Sonbahar Yıllıkları ‘ndan196,845) birçoğunu ezberlemişti[6].  Ancak bir önceki yıl başlatılan eğitim reformu çerçevesinde 1905 yılında sınav sistemi yurtiçinde okuyan öğrencilere kapanıp bu hak sadece yurtdışında okuyan öğrencilere tanınınca[7] sınavlara giremedi. 

1904 eğitim reformu Çin’de birçok entellektüelin yaşamını köklü bir şekilde değiştirdi. Li de bu reform nedeniyle sınıf altamasını sağlayacak memur olma imkanını kaybetti[8]. Bu şartlar altında, 1905 yılında, iki yıl sürecek orta okul hayatı için Yung-ping vilayet orta okuluna kaydoldu[9]

Çin ve komünizm denilince akla genelde Mao gelir. Mao öncesindeki aydın kesim ihmal edilir. Bunun büyük ölçüde kaynaklara ideolojik körlükten ve bir ölçüde de kaynaklara erişme konusundaki güçlükten kaynaklandığını düşünüyorum. 

Li  Dazhao, 1918 yılının Ekim ayında Yeni Gençlik (New Youth) dergisinde Bolşevizmin Zaferi  (The Victory of Bolshevism)[10]’ ve (Sıradan İnsanların Zaferi) The Victory of the Common People[11]’ı yayınlar. Bolşevizmin Zaferi Li’nin Bolşevizmi nasıl gördüğünü ve nasıl görülmesi gerektiğini anlamak açısından önemlidir. Bu yazı Bolşevizm’i Çin’e tanıtan ilk yazı olması nedeniyle çok özel bir önemi vardır. 

 

 

 

 

 

 

 

    Li  Dazhao     

 (1989-1927)

 

 

Toplumda değişimi ve dönüşümü tetikleyen ve sürükleyen hep aydınlardır. Dün de böyleydi bugün de böyledir. Çin’de de böyledir, Türkiye’de böyledir. Yine toplumsal yapının doğası gereği. Daha önce paylaştım mı tam bilemiyorum ama toplumdaki yeniliklerin yayılmasıyla ilgili grafik çok net ortaya koymaktadır ki, toplumda değişim azlıkların eseridir ve tanım gereği aydın toplumun küçük bir kesimini oluşturur. 

Bir, bugün içine düştüğümüz, bazılarının rasyonel düşünceyi benimsememe bazılarının düşünememe diye adlandırdığı kriz sadece bizim medeniyetimize özgü bir kriz değil. Batı medeniyeti 19. Yüzyılda İngiltere, 20 yüzyılda da Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde küresel bir güç olarak karşısına çıkan bütün medeniyetleri yendi. Hala da bu gücünü koruyor. 

Bizim yaşadığımız ve genellikle de Tanzimat’tan tarihlediğimiz kriz ve bu krize karşı geliştirdiğimiz çözümler de sadece bize özgü bir olgu değil. Bütün medeniyetler Batı üstünlüğünün kendi medeniyetlerinde oluşturduğu krizi atlatabilmek için neredeyse aynı adımlar atılmış, önce askeri alanda sonra eğitim ve sosyal hayatı düzenleyen kurallarda ve en sonra da rejim değişikliğine gidilmiş bütün bu ülkelerde.

Aşağıda uzun on dokuzuncu yüzyıl grafiği, İngiliz hegemonyası süresince Osmanlı esas alınarak dünyada yaşananları genel hatlarıyla gösteriyor. Olgulara bütüncül bakmanın bir gereği olarak o grafiği çizdik. Belki daha sonra o grafikle ilgili de yorumlar yapmak gerekebilir. 

İki; İslam ülkelerinin ve Türkiye’nin yaşadığı krizinin kuşkusuz kendine özgü nitelikleri var. Fakat kriz sadece bize özgü değil ve bütün krizler veya sosyal olaylar gibi benzer olaylarla ortak özellikler taşıyor. Konuyu ele alırken olguların bir nevi omurga niteliğindeki bu özelliklerine dikkat etmek gerekiyor.  

Çin’den ve Li Dazhao’dan bahsederken aydınlarda da bahsettim. Toplumda değişimi ve dönüşümü tetikleyen ve sürükleyen hep aydınlardır. Dün de böyleydi bugün de böyledir. Çin’de de böyledir, Türkiye’de böyledir. Yine toplumsal yapının doğası gereği. Daha önce paylaştım mı tam bilemiyorum ama toplumdaki yeniliklerin yayılmasıyla ilgili grafik çok net ortaya koymaktadır ki, toplumda değişim azlıkların eseridir ve tanım gereği aydın toplumun küçük bir kesimini oluşturur. 

Üç; Li Dazhao’nun şahsiyeti son derece önemli bir şahsiyettir. Çin Komünist Partisinin en önemli iki kurucusundan biridir. Parti’nin ilk Genel Sekreteri Chen Dixui ile Partinin kuruluşuna öncülük etmiştir. Çin söz konusu olduğunda adı neredeyse bilinmez. Ama Li Dazhao komünizmi Çin’e bir kurtuluş ideolojisi olarak öneren ilk kişidir. Üstelik bunu yaparken, inanılması zor ama, komünizmle ilgili bilgisi nedereyse hiç yoktur. Bolşevizmin ne olduğunu bilmemektedir yani. Onu gerçekten önemli yapan da budur aslında. Li Dazhao bu ideolojinin toplumun düşünce ve inanç kodlarına uyumunu keşfettiği için bu öneriyi yapmıştır.  Li Dazhao Batı karşısında yeni bir hamle yapmak isteyen Çin toplumunun Konfüçyüsçülüğün çözülmesiyle dağılabilecekken bolşeviklerin devletle ilişkilerini görmüş ve bolşevizmin bunu önleyebileceğini fark etmiş ve Çin’in komünizme geçerek Çin medeniyetine yeni bir hamle için vakit kazandırmıştır[12]. Aslında Li Dazhao bir anlamda Konfüçyüs’ün milattan önce 500’lerde yaptığını iki bin beş yüz yıl sonra pratik alanda tekrarlamış gibidir.

Konfüçyüsçülüğün Çin toplumu açısından ne anlama geldiğini Çin’in son imparatorunun baş danışmanı şöyle anlatıyor[13];

“Konfücyüs, Çin tarihinde genişleme dönemi olarak adlandırılan dönemde yaşadı (MÖ 551-479), feodal çağ sona ermişti ve feodal yarı ataerkil toplumsal düzenin ve yönetim şeklinin genişletilip yeniden yapılandırılması gerekiyordu. Doğal olarak, bu büyük dönüşüm yalnız dünya işlerinde değil, insanların kafalarında da bir karışıklığa neden oldu. … Konfüçyüs döneminde Çinliler muazzam bir kurumlar, yerleşmiş olgular, geçerli dogmalar, gelenekler, yasalardan oluşmuş sistem karşısında, kısaca değerli atalarından kendilerine aktarılmış muazzam bir toplum ve uygarlık sistemi karşısında bulunuyorlardı. İşte bu sisteme uygun olarak yaşamlarını sürdürmek durumundaydılar. Ancak bu sistemin kendileri için uygun olmadığını, gerçek yaşamlarındaki ihtiyaçlarıyla hiç uyuşmadığını, geleneği temsil ettiğini ama aklı temsil etmediğini anlamaya başladılar … Çin’deki bu modern ruh, eski toplumsal düzen ile kendi yaşam gerçekleriyle artık uyuşmadığını anlayınca, yalnız yeni bir sosyal düzen, yeni bir uygarlık kurmaya çalışmakla kalmadı, bu yeni düzene bir de temel bulmaya çalıştı.

Ancak o an yapılan tüm girişimler başarısızlıkla sonuçlandı. Kimi Çinlilerin kafasını, zihnini tatmin etti, ama yüreklerini tatmin etmedi. Kimi yüreklerini tatmin etti, ama kafalarını tatmin etmedi. İşte, iki bin beş yüz yıl önce Çin’de … şu kafa ve yürek arasındaki çatışma patlak verdi. İnsanların kurmaya çalıştıkları yeni toplum ve uygarlık düzenindeki bu kafa ile yürek arasındaki çatışma, Çinlilerin hiçbir uygarlıktan hoşnut kalmamasına neden oldu, bu hoşnutsuzluğun yarattığı çöküntü ve umutsuzluk içinde Çinliler, her türlü uygarlığı devirip yıkmayı arzuladılar…

Lao-tzu gibi insanlar, kafa ve yürek arasındaki çatışmadan kaynaklanan bu sefalet ve acılar karşısında, toplumun ve uygarlığın hakiki doğasında ve oluşumunda kesinlikle yanlış olan bir şey bulunduğunu düşündüler. Lao-tzu ve müritleri içinde en mükemmeli Chuang-tzu, Çinlilere tüm uygarlığı bir kenara atmalarını önerdiler. Lao-tzu Çin halkına şöyle söylüyordu:

Sahip olduğunuz her şeyi bırakınız ve beni izleyiniz. Dolarda, dağlardaki keşiş hücrelerinde, hakiki bir yaşam-yürek yaşamı, ölümsüzlük yaşamı-sürmek için beni izleyiniz. 

Ama zamane toplumunun ve uygarlığının acılarını ve sefaletlerini de gören Konfüçyüs ise kötülüğün, toplum ve uygarlığın doğasında ve oluşumunda değil, ama toplum ve uygarlığın tuttuğu yanlış yolda, insanların toplum ve uygarlığı üzerine oturttuğu yanlış temelde olduğunu düşündü. 

Konfüçyüs Çinlilere uygarlıklarını dışlamamalarını öğütledi. Onlara doğru bir toplumda, doğru bir uygarlıkta ve doğru temeler üzerine oturan bir toplum ve uygarlıkta, insanların da doğru bir yaşam, yürek yaşamı sürebileceklerini söyledi. Gerçekten de Konfüçyüs yaşamı boyunca, toplum ve uygarlığı doğru yola sokmaya, onları doğru bir temele oturtmaya ve böylece uygarlığın yıkılmasını önlemeye çabaladı. Ama yaşamının son günlerinde bu yıkımı önleyemeyeceğini anladı. 

O zaman ne yaptı? Tıpkı yanmakta olan evinin başına yıkılmak üzere olduğunu anlayan ve binayı kurtaramayacağını, ama en azından sonradan yeniden inşa etmek için planları kurtarabileceğini anlayan bir mimar gibi Konfüçyüs de, Çin uygarlığının yıkılmasını engelleyemeyeceğini anlayınca, bu uygarlığın planlarını kurtardı. Şimdi onlar… Wu Ching, Beş Kanun adıyla bilinen Beş Klasik Kitap-korunuyorlar. Çin uygarlığının plan ve taslaklarını kurtarmak Konfüçyüs’ün Çin ulusuna yaptığı büyük bir hizmet oldu.

Konfüçyüs Çin uygarlığının plan ve taslaklarını kurtararak Çin ulusuna büyük bir hizmet yaptı, dedim. Ama Konfüçyüs’ün Çin ulusuna yaptığı en önemli, en büyük hizmet bu değildir. Onun Çin uygarlığının plan ve taslaklarını kurtarırken yaptığı en büyük hizmet yeni bir birleşim yapması, bu uygarlığın planlarını yeniden yorumlaması ve böylece bu yeni birleşimde, Çin halkına, doğru bir devlet düşüncesi, doğru, akılcı, sürekli ve mutlak bir devletin temelini sunmasıdır. 

Ama İlkçağ’da Platon ve Aristotales, Yeniçağ’da Rousseau ve Herbert Spencer de bir uygarlık bireşimi yapmışlar ve doğru bir devlet düşüncesi vermeye çalışmışlardır. Peki, bu büyük Avrupalı filozoflar tarafından yapılan felsefe, uygarlık bireşimi ile Konfüçyüsçülük adıyla bilinen allak ve uygarlık sistemi arasındaki fark nedir? Bana göre fark şudur: Platon ve Aristotales’in felsefesi ya da Herbert Spencer’inki birdine ya da ona eşdeğer bir şeye, bir halk kitlesinin ya da milletin benimsediği inanca dönüşmedi, oysa Konfüçyüsçülük Çin halk kitleleri için tam bir dine ya da ona eşdeğer bir şeye dönüştü. Burada dinden, sözcüğün Avrupa’da anlaşılan dar anlamını değil, geniş ve evrensel anlamını kastediyorum… Geniş ve evrensel anlamıyla dinden bahsettiğimizde genel olarak, Goethe’nin dediği gibi, insan yığınları tarafından ya da en azından bir halk ya da bir ulus içindeki belli kitleler tarafından doğru ve bağlayıcı kabul edilmiş davranış kurallarıyla bir öğreti sistemi anlıyoruz. Sözcüğün bu geniş ve evrensel anlamında Hristiyanlık ve Budizm birer dindir. Bu geniş ve evrensel anlamında Konfüçyüsçülük bir dine dönüşmüştür, zira Çin ırkı ve ulusunun tamamı tarafından öğretileri doğru, davranış kuralları bağlayıcı kabul edilmiştir.

Konfüçyüsçlük… insana iyi bir yurttaş olmayı öğretir. Hristiyan ilmihali şunu sorar: İnsanın temel görevi ne olmalıdır? Ama Konfüçyüsçülük ilmihali şunu sorar: Yurttaşın temel görevi ne olmaldır? Yani bireysel yaşamında değil, diğer insanlarla ilişkileri içinde ve devletle ilişkileri içinde insanın görev ne olmalıdır? Böylece Hristiyan sorulan soruyu ilmihalinden hareketle şöyle yanıtlar: İnsanın temel görevi, Tanrı’yı yüceltmektir. Konfüçyüsçü şöyle yanıtlar: İnsanın temel görevi, sorumlu bir evlat ve iyi bir yurttaş olarak yaşamaktır. 

… Konfüçyüsçülük ile Avrupa’daki anlamıyla din arasındaki gerçek fark, birinin kişisel bir din ya da Kilise dini diyebileceğimiz bir din, oysa diğerinin sosyal bir din ya da devlet dini diyebileceğimiz bir din olmasıdır. Konfüçyüs’ün Çin milletine yaptığı en büyük hizmet, … ona doğru bir devlet fikri vermiş olmasıdır. Böyle doğru bir devlet fikri vererek Konfüçyüs bu fikri bir dine dönüşmüştür. Avrupa’da siyaset bir bilimdir, ama Çin’de, Konfüçyüs zamanından beri siyaset bir dindir. O halde Konfüçyüs’ün Çin milletine yaptığı en büyük hizmet, ona sosyal bir din ya da bir devlet dini vermiş olmasıdır.  Konfüçyüs bu dini, hayatının sonunda yazdığı Ch’un Ch’iu, İlkbahar ve Sonbahar adını verdiği bir kitapta anlatmıştır, çünkü kitabın amacı milletlerin ilkbahar ve sonbaharına, yükseliş ve düşüşüne neden olan gerçek ahlaki nedenleri anlamaktır… Konfüçyüs bu kitapta yanlışlıklar ve çöküntü içinde olan bir toplum ve uygarlığın öyküsünü özetler, bu çöküşün acılarını ve sefaletlerini anlatır ve gerçek nedenlerini açıklar; insanların devlet hakkında doğru bir fikre, devlete ve devlet başkanına, yani efendilerine, hükümdarlarına karşı görevleri konusunda doğru bir anlayışa sahip olmamalarıdır nedeni. Bir bakıma Konfüçyüs bu kitapta kralların ilahi hakkını anlatır… 

Carlyle şöyle der: Bir kralın bizi yönetme hakkı ya ilahi bir haktır ya da şeytani bir yanlışlıktır.

… Konfüçyüs’ün Çin halkına yaptığı en büyük hizmet, ona doğru bir Devlet fikri-doğru, mantıklı, sürekli ve mutlak bir devlet temeli vermiş olması, ve onlara bunu vererek bir din-, bir Devlet dini yaratmış olmasıdır. 

Konfüçyüs bu devlet dini öğretisini, … hayatının iyice sonuna yaklaştığı günlerde yazdığı İlkbahar ve Sonbahar adını verdiği kitapta açıklamıştır. İlk kez bu kitapta ming fen ta yi ya da Onur Yasası denen yeni bağlılık sözleşmesi kuralını ortaya koymuştur. Bu kurala bazen Chun Chui ming fen ta yi ya da sadece Chun Chiu ta yi de denmektedir, yani İlkbahar ve Sonbahar Yıllıkları Büyük İlkesi ya da Tüzüğü. Konfüçyüs’ün ilahi sadakat görevini anlattığı bu kitap Çin ulusunun büyük şartnamesidir. …

Tüm Çin İmparatorluğunda her erkeğin, her kadının ve çocuğun uyması gereken bu imparatora karşı mutlak ilahi bağlılık görevi, … Çin halkının kafasında İmparatora, mutlak, üstün, aşkın, sınırsız bir erk vermektedir. Ve imparatorun bu mutlak, üstün, aşkın, sınırsız erkine inanmak, Çin halkına, halk kitlelerine, başka ülkelerdeki Tanrı’ya inanmanın insan kitlelerine verdiği güvenlik duygusunun aynını verir. İmparatorun her şeye kadir olduğuna inanmak, ayrıca Çinlilerin kafasında devletin mutlak istikrar ve sürekliliğinin güvencesidir. Bu sonsuz kalıcılık ve süreklilik de Çinlilerin kafasında ırklarının ölümsüzlüğünün güvencesidir…

… Çin devlet dini adını verdiğim Konfüçyüs öğretisinin tüm sistemi sadece iki şeyden ibarettir: İmparatora bağlılık ve Çincede Chung Hsiao denen evladın ebeveyne bağlılığı. Gerçekten de Çincede san kang adı verilen imanın üç maddesi, yani Konfüçyüs öğretisinin ya da Çin devlet dininin üç temel görevi önem sırasına göre önce, İmparatora mutlak bağlılık, sora ebeveyne bağlılık ve atalara saygı ve nihayet evliliğin dokunulmazlığı ve kadının kocaya kesin itaatidir.. Bu üç maddenin son ikisi Aile dini olarak adlandırdığın, Konfüçyüs öncesi dönemdeki Çin Eski Ahiti’nde vardı zaten. Ama birinci madde-İmparatora kesin bağlılık-ilk kez Konfüçyüsçülük tarafından ortaya konmuş ve Çin ulusuna gene kendisi tarafından sunulan Devlet dininde ya da Çin ulusunun Yeni Ahit’inde yer almıştır. Konfüçyüs öğretisinde bu birinci madde, İmparatora bağlılık, başka dinlerdeki imanın ilk maddesi olan Tanrı’ya imanın yerini tutar. Ve işte Konfüçyüs öğretisi, Tanrı’ya imana eşdeğerde bir iman maddesine sahip olduğundan din yerini tutabilir ve Çin halkı, hatta halk kitleleri din ihtiyacı duymaz. 

[1] Li’nin annesiz büyümüş olması onun hayatında büyük etkisi olmuş olmalı. Ancak Li bu talihsizlik konusunda yalnız değildir. Feigon’a göre 4 Mayıs liderlerinin önemli bir kısmı babasız büyümüştür. Chen Duxiu, Ba Jin, Lu Xun ve Fu Sinian da bu öksüzler arasındadır (Lee Feigon, Chen Duxiu, Founder of the Chinese Communist Party, Prniceton University Press, 1983, s. 24.)

[2] Bu sınavlar, asker-sivil bürokrasiye ve tüccar sınıfına katılımı belirleyen sınavlardı. Ancak, esnaf, köylü ve zanaatkarlardan bu sınava giren sayısı çok azdı. Benjamin A. Elman, The Civil Examination System in Late Imperial China, 1400-1900, s.33. Sınavların yapısı hakkında daha fazla bilgi için bknz. Murat Kaçer, Çin Bürokrasi Sınavları: Patrimonyal Bürokraside Rasyonel Bir Gelenek, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 3, sayı 2, 2017, s.153-154, https://dergipark.org.tr/tr/pub/aicusbed/issue/31597/337296

[3] Huang Songkang, The Ultimate Realization of the Confucian Ideal Universal Harmony as Seen by China’s Revolutionary Thinker Li Dazhao (1889-1927), The Ultimate Reality and Meaning, Vol. 9, No.3 pp 188-209, Eylül 1986, s. 189.

[4] Konfüçyüs'ün Konuşmaları (Analects) , Mensiyüs'ün Kitabı (Mencius), Büyük Bilgi (Great Learning) ve Orta Yol Doktrini (Doctrine of the Mean).

[5] Dokümanlar Kitabı (Book of Documents), Şiirler (Classics of Poetry), Değişiklikler Kitabı (Book of Changes), Ayinler Kitabı (Book of Rites) ve İlkbahar ve Sonbahar Yıllıkları (Spring and Autumn Annals).

[6] Murat Kaçer, Çin Bürokrasi Sınavları: Patrimonyal Bürokraside Rasyonel Bir Gelenek, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 3, sayı 2, 2017, s.153-154, https://dergipark.org.tr/tr/pub/aicusbed/issue/31597/337296

[7]Y.C. Wang, Intellectuals and Society in China 1860-1949, Comparative Studies in Society and History, Vol. 3, No. 4 (Jul., 1961), pp. 395-426 Published by: Cambridge University Press Stable, http://www.jstor.org/stable/177661 . 

[8] Çin imparatorluk sınavlarının kaldırılması entelektüellerin Çin yönetim sınıfında yer almalarını sağlayan geleneksel Shi (the scholar-gentry) statülerini kaybetmesine yol açtı. Yeni eğitim sisteminde, öğrencilerin sosyal ve siyasal hayattaki yerleri artık garanti olmaktan çıkmıştı. Bu değişiklik nedeniyle sosyal statülerini kaybeden ve servetlerini yitiren ailelerin çocukları radikalleşmeye daha eğilimli oldular. Bu çocuklardan Qu Quibai, “Pekin’e okumaya gelmişken ailem bir anda fakirleşince aniden sorumluluklarından kurtulmuş, kör bir kuş gibi, geçinmek için iş aramak zorunda kalmıştım” diye o günleri anlatıyor. Lui Jinyai, The Origins of The Chinese Communist Party and The Role Played by Soviet Russia and The Comintern, University of York, Doktora Tezi, Mart 2000, s.375.

[9]Maurice Meisner, Li Ta-chao and the Origins of Chinese Marxism, Harvard University Press, 1967. 

[10] Claudia Pozzana, Introduction: Li Dazhao and Bolshevism, Crissi and Critique, Volume 4, Issue 2.

[11] Huan Sung-Kang, Li Ta-Chao and The Impact of Marxism on Modern Chinese Thinking, Mouton&Co, Paris, 1965, s.23.

[12] Çin’de dışarıdan alınan her şey Çinlileştirilmektedir. Yönetim modeli bile. Dün ülkede Çin Komünizmi varken bugün Çin Kapitalizminden bahsedilmektedir. Ancak bu konuda çok başarılı olan Çin kendine özgü bir düşünceyi, ideali dünyaya sunmayı henüz başaramamıştır. Bir anlamda arayışını sürdürüyor görünmektedir. 

[13] Ku Hung-Ming, “Çin Halkının Zihniyeti”, Fransızcadan çeviren Hanife Güven, Doğu Batı Yayınlar, 2013, s.52-55.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —