Menü Hürgün, İnsana ve Demokrasiye Dair Her Şey
Baki Alkaçar

Baki Alkaçar

Tarih: 24.03.2026 09:32

Aydın ve aydınımız

Facebook Twitter Linked-in

Ancak aydının bazı niteliklerinin bir kez daha altını çizmek istiyorum. 

Aydın sadece bilgili insan demek değildir. Bilgiyi anlayan, sorgulayan, yorumlayan ve topluma anlamlı şekilde aktaran kişidir aydın.  

Aydın gerçeği görünür kılar. Toplumlar çoğu zaman alışkanlıklarla, propagandayla veya korkularla hareket eder. Aydınlar toplumun üzerinden bu sis perdesini kaldırmaya çalışır.  

Aydın topluma yön verir. Kavram üretir, çerçeve çizer ve insanların düşünce dünyasına katkı yapar.  

Aydın anlam üretir. Toplum sadece ekonomi veya siyasetle yürümez. İnsanların neden yaşıyoruz, doğru nedir gibi sorularını da cevaplandırır. 

Aydın özellikle kriz anlarında pusula olur. Kriz veya dönüşüm dönemlerinde toplumlar yönlerini kaybedecek gibi olduklarında aydın panik yapmaz. Sağlıklı biçimde durum değerlendirmesi yapar, geleceğe ilişkin öngörülerde bulunur ve duygu yerine akla seslenerek çözümler önerir.  

Aydın iktidar karşıtı değildir. Aynı şekilde iktidar yanlısı da değildir. Aydının iktidarlarla kavga etmek veya iktidarları sorgulamak gibi bir işlevi yoktur. Aydının dikkati kişilerde değildir. O yapılan işlere ve olgulara odaklanır. Toplumu geleceğe güvenle taşıyacağını düşündüğü doğru adımları desteklemek, doğru görmediği adımlar konusunda da ikazda bulunmakla görevli sayar kendisini.  

Aydın içinde yaşadığı toplumun özüdür. Toplumun geçmişi, bugünü, geleceği ve toplumun ruhuna işlemiş değerler bütünü aydında tecessüm etmiştir, somutlaşmıştır. Aydın toplumunun aynasıdır. Toplumu geleceğe taşıyandır.  

Aydın fildişi kulesine çekilmiş gibi görünüyorsa bu aldatıcı bir görünüştür. Aydının yalnızlığı müşkülpesentliğinden veya asosyal oluşundan ya da kendisine toplumun üzerinde bir değer biçtiğinden değildir. O, öncü olduğu için yalnızdır. Bir süre sonra kendisine katılacak toplumun önünde gittiği için yalnızmış gibi görünmektedir.  

Aydın olmak bir rol ve tutumdur.  

Sorumluluktur. Özveridir. Adanmışlıktır. 

Li Dazhao da o yüzden saygıyı hak etmektedir.  

Bu ifadeyle Çin ve Li Dazhao güzellemesi yapmaya çalıştığımı düşünmenizi istemem. Li Dazhao’yu ele almamın temel sebebi dünyanını çok farklı bir coğrafyasında, çok farklı bir medeniyette kriz zamanında bir aydının çökmekte olan toplumsal yapıya nasıl müdahale ettiğini örneklendirmektir.  

Li Dazhao, Batı karşısında yenilmiş Çin’e, Konfüçyüsçü devlete (imparatora) itaat ilkesinin yerine Komünizmdeki devlete (partiye) itaati ilkesini koymuş ve toplumsal bütünlüğünü korumuştur. Bunu da Konfüçyüsçülüğün Çin’in geri kalmasına neden olduğunun düşünüldüğü ve toplumsal hayattan çıkarılmaya çalışıldığı bir dönemde yapmıştır.  

Çin daha sonra Mao döneminde kültürel bir devrim yapmaya çalışmış, komünizmi Çin’de yerleştirmeye çalışmışsa da Çin’in tam anlamıyla değiştiğini söylemek mümkün değildir. Bugün Çin’in Batılılaştığını da söylemek mümkün değildir. Çin her şeyi kendine özgü kılmıştır. Dün komünizmi Çine özgü bir şekilde uygularken, bugün kapitalizmi de kendine özgü bir şekilde uygulamaktadır. Çin dışarıdan aldığı uygulamaları ve yapıları Çinlileştirmeyi başarmış ancak dünyaya henüz Çin merkezli bir değerler sistemini sunamamıştır. Bu çerçevede Li Dazhao’nun başlattığı Çin’i koruma misyonunun henüz tamamlandığını söylenemez. Bu anlamda Çin’in  Li Dazhao gibi yeni  bir güçlü bir aydın tipini veya aydın sınıfını beklemektedir denilebilir.  

Biz Osmanlı Devleti olarak Batı karşısında yenildiğimizde Çin’den farklı bir yol izledik ve Batılılaşma yolunu seçtik. Yüzyıl aşkın sürenin ardından bu süreci hala tamamlayabildiğimiz söylenemez. Bugün toplumun bir bölümü Batı düşüncesinin etkisi altındayken bir bölümü geleneksel zihniyeti muhafaza etmektedir. Yani toplumda Batı medeniyeti ile İslam medeniyetinin unsurları aynı anda ve içi içe yaşamaktadır. Zihnimiz ikiye bölünmüşken Batı karşısındaki yenilgimize çözüm bulduğumuzu söyleyemez. Yani büyük ölçüde medeniyetimizin krizi hala devam etmektedir.   

Bu durumda ne yapmalıyız? Çin tecrübesi bize bir ipucu veriyor mu? 

Çin tecrübesi ve Li Dazhao sanıyorum bize şunları söylüyor. 

Biz Batı karşısında yenilmiş bir medeniyetin mensuplarıyız.  

Batılılaşmaya çalıştık ama bunu henüz başaramadık. Başarıp başaramayacağımız da şüpheli. Zihnimizin bir bölümü Batılı gibi çalışırken bir bölümü de kendi medeniyetimizin ilkelerine uyuyor.  

Bu bir gerçek. Bunu kabul etmek gerekiyor. Ama bunu bir zaaf olarak görmememiz gerekiyor. Bu, dünyanın içinde bulunduğu konjonktür dikkate alındığında büyük bir imkan.  

Biz İslam ülkelerinden çok daha fazla Batıyı tanıyoruz. Aynı zamanda Batılı ülkelerden daha fazla da İslam medeniyetini biliyoruz. Çünkü her ikisini de tecrübe ettik ve halen ikisini de aynı anda yaşıyoruz. Bunun yanı sıra, medeniyetimin tarihi tecrübesi Çin ve Hint medeniyetleri konusunda da bizi beslemektedir. 

Yüzyıl önce Batılılaşma tercihini yaparken Batıyı yeterince tanımıyorduk. Batı da hem maddi hem de manevi olarak dominanttı. Bugün Batı hegemonyası yükselen Çin ile karşı karşıya gelmek zorunda. Ve Çin ekonomik ve teknolojik olarak Batı için ciddi bir tehdit ama kültürel olarak henüz büyük bir varlık gösterebilmiş değil.  

Türk aydınının bu konjonktürü iyi okuması gerekiyor. İçinde yaşadığı ikili zihniyetin olumuz yanlarına değil olumlu yanlarına odaklanarak yeni bir hamle yapması mümkün. Ama bunun için gerçekten büyük bir çaba gerekiyor. Ancak gerçek bir aydında olması gereken sorumluluk, özveri ve adanmışla başarılabilecek bir misyon bu.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —