Kayıp ahlak
Son yıllarda Türkiye’de sık sık aynı manzaralarla karşılaşıyoruz.
Mafya operasyonları, işletme kavgaları, ihale skandalları, silahlı saldırılar… Bir yanda bu karanlık olaylar zinciri, diğer yanda sessizce geri çekilen, işini dürüstçe yapmak isteyen insanlar. Bu tabloyu sadece ekonomik krizle, politik gerginlikle ya da sistemsel hatalarla açıklamak kolay, ama asıl mesele çok daha derinde: toplumun değer sisteminde yaşanan ahlaki kırılma.
Bir zamanlar ticaretin temelinde güven, itibar ve sözün namusu vardı. Bugünse başka bir gerçeklik hüküm sürüyor: suçun dili, ekonominin diline karıştı. Artık bir işletme açmak, bir ihaleye girmek, bir sektörde tutunmak sadece sermaye meselesi değil, bağlantı meselesi haline geldi. Güç kimdeyse, kazanç da onda. Bu güç bazen siyasetten, bazen medya görünürlüğünden, bazen de yeraltı ilişkilerinden geliyor.
Toplumun gözünde “dürüstlük” artık bir erdem değil, neredeyse bir zayıflık gibi algılanıyor. Kriz dönemleri sadece parayı değil, değerleri de tüketiyor. İnsanlar etik davranmayı bir lüks olarak görmeye başlıyor. Bu da suça meyilli kişilere geniş bir alan açıyor. Bugün birçok sektörde üretmeden kazanan, yaratmadan sahip olan bir sınıf oluştu. Kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli güven kayboldu.
Pek çok iyi eğitimli, donanımlı insan artık ticarete girmiyor, “benim o dünyada yerim yok” diyor. Çünkü iş yapmak artık sadece ekonomik değil, ahlaki bir risk haline geldi. Piyasa güvenle değil, korkuyla işliyor. Sözleşmeler yerine şüphe, hukuk yerine ilişkiler geçerli hale geliyor. Bu durum yalnız bireyleri değil, toplumun adalet duygusunu da yıpratıyor.
Bu tabloyu düzeltmek yalnızca devletin, polisin ya da yargının görevi değil. Toplum olarak ahlaki refleksimizi yeniden kazanmak zorundayız. Bir toplum dürüst insanlarını koruyamadığında, adil rekabetin yerini kurnazlık, emeğin yerini şantaj aldığında, suç artık sadece ceza kanunlarında değil, gündelik hayatın bir parçası olur. Asıl tehlike, suça karışanlardan çok, buna sessiz kalanlardadır. Herkes sustuğunda, suça meyilli insanlar konuşur. Ve o zaman, ekonomi değil, ahlak batar.
Bir ülkenin gerçek kalkınması sadece yollarla, binalarla, ihracat rakamlarıyla değil; dürüst insanların ayakta kalabildiği bir ekonomiyle ölçülür. Bugün ihtiyacımız olan şey, korkunun değil güvenin ekonomisi. Kuralın, emeğin, ahlakın değer gördüğü bir ticaret kültürü. Çünkü dürüst insanlar ticaretten çekildikçe, sadece ekonomi değil, toplumun vicdanı da küçülüyor.
Engin Demir
7.10.2025 21:57:00
-
1
İran'da 12 İsrail casusu yakalandı: Evlerinden Starlink çıktı
-
2
MSB açıkladı: Mehmetçik, Irak'tan çekiliyor
-
3
Karadeniz'de Türk gemisine İHA isabet etti
-
4
Dünya Kupası yolunda kritik maç: Rakibimiz Romanya
-
5
Pezeşkiyan'dan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür mesajı: "Siyonist rejimi kınama konusundaki tutumu takdire şayan"
-
6
Hürmüz krizi Rusya'ya yaradı: Petrol gelirlerini artırdı
-
7
Eurofighter Typhoon'da kritik imza: Teknik destek süreci başlıyor
-
8
Galatasaraylı futbolcu Metehan Baltacı tahliye edildi
-
9
TÜİK, işsizlik oranını açıkladı: Türkiye'de kaç milyon işsiz var?
-
10
ABD ile İran arasında ateşkes mi imzalandı? 15 maddelik Kushner planı ortaya çıktı
-
11
Fikret Orman ve Burak Elmas gözaltına alındı: Ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonu
-
12
İzzet Yıldızhan'ın emniyetteki ifadesi ortaya çıktı: Kubilay Kaan Kundakçı cinayetiyle ilgili tutuklanmıştı

