İber Yarımadası: Güzelliğin içindeki hüzün
Merhaba sevgili okurlarım,
Uzun zamandır küçük bir ara vermiştim. Hayatın temposu, seyahatler, ekip çalışmaları derken zaman hızla akıp gidiyor. Bir yandan da siyaset… Hepimizin bildiği gibi ince bir çizgi üzerinde ilerliyor. Öngörmek zor, hatta bazen imkânsız. Her an her şey değişebiliyor.
Ben de bu yoğunluğun arasında kendimi yollara attım.
Son durağım İber Yarımadası oldu… İspanya ve Portekiz.
Atlas Okyanusu’nun serin rüzgârı ile Akdeniz’in sıcak dokusu arasında, tarihle iç içe bir yolculuk yaptım. Madrid’den Porto’ya, Lizbon’dan Sevilla’ya; Cordoba’dan Granada’ya, oradan Marbella’ya uzanan bu rota… Gerçekten büyüleyiciydi.
Ama bu güzelliğin içinde başka bir şey daha var:
Bir sızı.
İber Yarımadası sadece güneş, deniz ve keyif demek değil. Aynı zamanda çok katmanlı, derin ve zaman zaman acı bir tarih demek.
Bir zamanlar bu topraklarda Endülüs vardı.
Şam’dan yola çıkan Emevilerle başlayan, Kuzey Afrika’nın yerli halkı Berberilerle güçlenen büyük bir medeniyet…
Bilimin, sanatın ve mimarinin altın çağı…
Su kanalları, bahçeler, aydınlatma sistemleri…
Bugün hâlâ hayranlıkla baktığımız o estetik dokunuşlar, o dönemin izleri.
Granada’daki Elhamra Sarayı’nda yürürken şunu hissediyorsunuz:
Bu sadece bir yapı değil, bir medeniyetin ruhu.
Ama tarih… Her zaman zarif yazılmıyor.
Katolik Kraliçe Isabel ve Kral Ferdinand’ın Reconquista süreciyle birlikte bu verimli topraklar el değiştiriyor. Rivayete göre, Endülüs alınana kadar bir yıl boyunca yıkanmayan ve bu nedenle “pasaklı Isabel” olarak anılan kraliçenin kararlılığıyla birlikte; camiler kiliseye dönüştürülüyor, farklı inançlar ya sürgün ediliyor ya da zorla dönüştürülüyor.
Müslümanlar…
Sefaradlar…
Hepsi bir şekilde o topraklardan koparılıyor.
Bir medeniyet kapanıyor.
Ve ardından yeni bir çağ başlıyor:
Keşifler Çağı.
Cenevizli Kristof Kolomb’un yolculuğu…
Yeni dünyanın kapıları…
Atlas Okyanusu’ndan açılan yollar…
Ama yine aynı gerçek:
Her keşfin ardında bir bedel var.
Yeni kıtalar keşfediliyor, evet.
Ama o toprakların gerçek sahipleri ne oluyor?
Küresel katliam.
İşte bu yüzden bu yolculuk benim için sadece bir gezi değildi.
Bir yüzleşmeydi.
Güneşin altında parlayan sahillerde yürürken, arka planda yankılanan tarih bana hep aynı şeyi fısıldadı:
Güzellik ve acı…
Çoğu zaman yan yana durur.
İspanya ve Portekiz bugün Avrupa’nın en keyifli rotalarından biri.
Denizi, güneşi ve yaşam tarzıyla hayatın tadını bilen insanların ülkesi…
Ancak bu güzelliğin ardında, hafızalardan silinmeyen bir tarih yatıyor.
Bugünün dünyasında da benzer kırılmalar yaşanırken; liderlerin söylemleri, savaşlar ve politik gerilimler bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:
Tarih, aslında hiç de geçmişte kalmıyor.
Ve biz gezginler…
Sadece görmekle kalmamalıyız.
Hissetmeliyiz.
Anlamalıyız.
Ve en önemlisi…
Şunu unutmamalıyız:
Hiç kimse kendi toprağından koparılmamalı.
Hiç kimse inancı ya da kimliği yüzünden sürgün edilmemeli.
Dilerim dünya, geçmişin hatalarından ders alır.
Dilerim insanlar, farklılıklarıyla bir arada yaşayabilir.
Bu duygularla, geçmiş bayramınızı da yürekten kutluyorum.
Sevgi ve umutla kalın.
Arzu Başkan
23.03.2026 08:58:00
-
1
Şehitlerimiz için Doha'da cenaze namazı
-
2
Ara tatil sonrası İstanbul'da trafik kilit
-
3
Binali Yıldırım'dan füze açıklaması: "Bizi İran'la çatıştırmaya çalışıyorlar"
-
4
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan bayram mesajı: "Türkiye emin ellerdedir"
-
5
Bakan Çiftçi açıkladı: Bayramda "tuzak radar" yok
-
6
2026 Bayram namazı saatleri belli oldu: İl il Diyanet namaz vakitleri tam listesi
-
7
Motorine dev zam kapıda: 75 liraya dayanacak
-
8
Galatasaray, Avrupa'ya veda etti: Cimbom'da 2 kritik sakatlık
-
9
-
10
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Fatih Altaylı'ya geçmiş olsun telefonu
-
11
Testo Taylan tutuklandı! Testo Taylan neden tutuklandı? Testo Taylan hangi cezaevinde?
-
12
Adana'ya bir Patriot daha getirildi

