Meksika, bugünlerde bizim için uzaklarda bir ülke olmanın yanında organize suçun bir devletin kapasitesini nasıl zorlayabileceğine dair küresel bir vaka analizine dönüştü. Meksika’nın en büyük suç karteli CJNG’nin lideri El Mencho’nun etkisiz hale getirilmesinin ülkede yaşanan kaos, bize suçla mücadelenin tabiri caizse "kafa koparmakla" bitmediğini gösteriyor. Meksika örneği, uyuşturucu ekonomisinin nasıl toplumsal bir ur haline geldiğini ve bu urun bugün bizde de görülmeye başlanan "yeni nesil" suç yapılarının atası olduğunu anlatıyor.
Liderlerden Hücrelere: Merkeziyetsiz Suçun Doğuşu
Meksika’daki kırılma, 2006 yılında kartel liderlerini tek tek avlamayı hedefleyen stratejiyle derinleşti. Ancak devletin hesaba katmadığı şey, bir lider düştüğünde örgütün dağılmak yerine bölünerek çoğalmasıydı. Merkezi yapıların parçalanması, kontrolü zor yüzlerce bağımsız hücrenin doğmasına yol açtı.
Bu evrim, günümüzde bizde de gündeme gelen "Casperlar" gibi yeni nesil suç örgütlerinin çalışma prensibiyle çarpıcı bir benzerlik gösteriyor. Geleneksel mafya hiyerarşisinin aksine, bu yapılar dijital ağlar üzerinden haberleşen, sabit bir genel merkezi olmayan ve hücre tipi yapılanmayla hareket eden birer "suç bayiliği" gibi çalışıyor. Meksika dersi bize şunu söylüyor: Suç örgütü merkeziyetsizleştiğinde, geleneksel polisiye yöntemler etkisizleşiyor ve şiddet yerelleşerek tabana yayılıyor.
El Mencho’nun "Sosyolojik Çocukları"
Meksika’dan binlerce kilometre uzakta olsak da, El Mencho’nun yarattığı o karanlık ekosistemin "sosyolojik çocukları" bugün metropollerin çeperlerinde beliriyor. Kartellerin en büyük gücü cephaneliklerinden değil, "insan kaynağından" geliyor. Parçalanmış aile yapılarından çıkan, ekonomik geleceği belirsiz ve sosyal medyada gördüğü sahte şatafata özenen her genç, bu yapılar için en kolay av oluyor.
El Mencho’nun Meksika'da kurduğu düzenin "Türkiye'deki çocukları", onun biyolojik mirasçıları değil; yarattığı "hızlı para ve şiddet kültürü"ne kapılan gençlerdir. Sosyal politikaların eksik kaldığı her mahallede, oluşan boşluğu mutlaka illegal bir yapı dolduruyor ve suç, bu çocuklar için bir aile, bir kimlik ve bir geçim kapısı gibi sunuluyor.
Meksika’dan almamız gereken dersler
Meksika’nın kanlı tecrübesi bize gösteriyor ki; suçla mücadele sadece askeri bir operasyon değil, eşzamanlı olarak yürütülmesi gereken derinlikli bir sosyal restorasyon sürecidir. Sadece liderleri hedef alan stratejiler, çoğu zaman örgütlerin yok olmasına değil, daha kontrolsüz ve "hücre tipi" yapılara evrilmesine zemin hazırlamaktadır. Bu noktada asıl mesele, ekonomik ve sosyal yaralar sarılmadıkça suç örgütlerinin militan devşirme kapasitesinin asla bitmeyeceği gerçeğidir. Yeni nesil, merkeziyetsiz suç ağlarıyla mücadele; istihbarat odaklı, dijital çağa uyumlu ve her şeyden önemlisi toplumsal bağışıklığı güçlendiren bir devlet refleksi gerektirmektedir. Meksika bugün bizim için uzak bir haber değil, kendi toplumsal dokumuzu korumak adına dikkatle bakmamız gereken tarihsel bir aynadır.