Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Japonya’nın önde gelen gazetelerinden Nikkei Shimbun için kaleme aldığı makalede, Asya’nın iki ucundan dünyaya ortak vicdan amacıyla seslendi.
Makalede Gazze’de yaşanan insani krize de dikkat çeken Erdoğan, İsrail’in saldırıları sonucu binlerce çocuğun açlık, hastalık ve bombardımanlar nedeniyle hayatını kaybettiğini hatırlattı. Gazze’deki trajedinin yalnızca Filistinlilerin değil, tüm insanlığın ortak meselesi olduğunu vurgulayan Erdoğan, Türkiye’nin ateşkesin sağlanması, insani yardımın engelsiz ulaştırılması ve sivillerin korunması için çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi.
"Güveni, samimiyeti ve gönül bağını temsil ediyor”
Erdoğan, Türkiye ile Japonya’nın yalnızca ekonomik ve teknik iş birlikleriyle değil, aynı zamanda insani yardımlar ve ortak değerler üzerinden de güçlü bağlara sahip olduğunu belirtti. Marmaray, Osmangazi Köprüsü ve Haliç Köprüsü gibi projeleri örnek gösteren Cumhurbaşkanı, “Bu eserler çelikten ve betondan çok daha fazlasını; güveni, samimiyeti ve gönül bağını temsil ediyor” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı, Türkiye ile Japonya’nın insani diplomasi alanındaki iş birliğinin küresel barış ve adalet arayışına önemli katkılar sağlayabileceğini belirterek, “Türkiye’nin güçlü sesi ile Japonya’nın insani kapasitesi birleştiğinde, ortak vicdan adına vakur ve etkili sonuçlar elde edilecektir” dedi.
Erdoğan’ın makalesinden öne çıkanlar ise şu şekilde:
Türkiye ile Japonya’yı birbirine bağlayan gönül köprüsü resmî belgelerden daha güçlü, tarihten ve insanlık vicdanından beslenen bir köprüdür. Bu dostluk köprüsünün temelleri tarihin içinden süzülüp gelen ve insanlarımızın kalplerine dokunan hatıralarla şekillenmiştir. 1890’da Ertuğrul Fırkateyni’nin Kushimoto açıklarında yaşadığı elim kaza bu bağın sembollerinden biridir. O gün Japon halkının sergilediği şefkat ve ihsan bizim hafızamızda derin bir yer edinmiş, iki ülkenin münasebetlerini insanî bir temele oturtmuştur.
Türk-Japon ortak projeleri
Aradan geçen uzun yıllar içinde bu dostluk altyapı projeleri, teknoloji, eğitim, kültür gibi pek çok alanda kendini göstermiştir. Marmaray’dan Osmangazi Köprüsü’ne, Boğaz’daki ikinci köprümüz Fatih Sultan Mehmet’ten Haliç Köprüsü’ne kadar nice eserde Türk azmiyle Japon mühendisliği el ele vermiştir. Bu eserler yalnızca çelikten ve betondan oluşmamıştır; her biri iki ülkenin feraseti, ittifakı ve gönül bağının sembolüdür. İstanbul’daki Çam ve Sakura Şehir Hastanesi ise bu iş birliğinin sağlık sahasında sergilenen en parlak nişanelerindendir. Üstelik bu kardeşlik ve iş birliği ülkelerimizle sınırlı kalmamış; geçmişte Orta Doğu coğrafyasında kendini somut olarak göstermiştir. Türk müteahhitlerin azmi ile Japonların titiz mühendisliği birleştiğinde herkesin örnek aldığı projeler zuhur etmektedir. Bütün bunlar göstermektedir ki bizim ortaklığımız güven, samimiyet ve vakar üzerine inşa olunmuştur.
Önümüzdeki dönemde de Afrika ve Orta Asya’da şirketlerimizin ortak altyapı, enerji, ulaştırma ve diğer kalkınma projelerini birlikte hayata geçirebilecekleri bir potansiyel mevcuttur. Ayrıca, Ukrayna ile Suriye’nin yeniden imar süreçlerinde Türkiye-Japonya iş birliğinin somut projelerle büyük bir fark ve değer oluşturabileceği izahtan varestedir.
Bugün geldiğimiz noktada uluslararası sistemin derin buhranlarla sarsıldığını görüyoruz. Küresel ekonomi defalarca sarsılmış, enerji ve gıda güvenliği kırılgan bir hâl almış ve iklim kaynaklı felaketler her köşeyi etkilemeye başlamıştır. Teknolojinin süratle ilerlemesi yeni fırsatlar sunduğu gibi beraberinde ciddi riskleri de getirmektedir. Bu gelişmeler hem Türkiye’yi hem de Japonya’yı doğrudan etkilemektedir. Çünkü ne coğrafyanın uzaklığı ne de ekonomik güç bu küresel imtihanlardan korunmaya yeterli değildir. Bu tablo bize bir hakikati daha göstermektedir artık hiçbir devlet tek başına küresel meseleleri çözüme kavuşturamamaktadır. Tek taraflı teşebbüsler çıkmaza sürüklenmekte, uluslararası kurumlar yetersiz kalmaktadır. Bu noktada, köklü medeniyetlere sahip ülkeler olarak Türkiye ve Japonya’nın ortak çabaları küresel sorunlara yönelik yapıcı çözümlerin önünü açabilir.
Türkiye ile Japonya’yı birbirine yaklaştıran en önemli sahalardan biri insani diplomasidir. Halklarımız arasında var olan muhabbet, kültürel benzerlikler ve karşılıklı hürmet bize güçlü bir ortak zemin sunmaktadır. İki halk da acılar karşısında sessiz kalmayan, yardıma ihtiyaç duyanlara elini uzatan, izzet ve insan onurunu önceleyen bir anlayışa sahiptir. Bu nedenle dış politikada müşterek hareket etmemiz çok daha kolaydır. Çünkü devletler arası iş birliğinin ötesinde halklarımız arasında kadim bir gönül bağı ve ortak bir hissiyat vardır. Sivil toplumlarımız, yardım kuruluşlarımız, kalkınma ajanslarımız ve diğer ilgili kurumlarımız yıllardır yan yana çalışmaktadır. TİKA ile JICA’nın farklı coğrafyalarda gerçekleştirdiği projeler bunun en müşahhas misallerindendir. Dolayısıyla mesele yalnızca devletler arası iş birliği değil mesele aynı zamanda halklarımızın vicdanını siyasete yansıtmaktır.
Bu insani diplomasi zemininden hareketle uluslararası krizlere bakmak mecburiyetindeyiz. Dünya, hiçbir devletin tek başına üstesinden gelemeyeceği gailelerle karşı karşıya. Pandemiler, harpler, işgaller, göç dalgaları, ekonomik dalgalanmalar ve tabiî afetler ülkelerin tek başlarına altından kalkamayacakları, bölgesel ve küresel dayanışma ve iş birliklerini zorunlu kılan meydan okumalardır. Türkiye ve Japonya on yıllardır doğal afetlerde, özellikle depremlerde birbirlerine destek olagelmiştir. Ülkemizde 2023 yılında meydana gelen deprem felaketi sonrasında Japonya’nın kıymetli destekleri milletimizce unutulmayacaktır. Türkiye de 2011 yılında Japonya’da yaşanan deprem ve tsunami felaketleri sonrasında dost elini Japon halkına uzatmıştı. Gelecekte de bu gibi afetlerde birbirimizi karşılıklı olarak desteklemeye devam edeceğimiz hususunda hiçbir tereddüdüm bulunmamaktadır.
Bunların her biri sınır tanımayan, küresel mahiyette imtihanlardır. Eğer devletler birbirine sırtını dönerse belirsizlik artar, öngörülemezlik derinleşir, istikrarsızlık her yere sirayet eder. Ama eğer güven temelinde iş birliği yapılırsa, belirsizlik kontrol altına alınabilir, öngörülemezlik azaltılabilir. Türkiye ile Japonya’nın müşterek hareket etmesi tam da bu sebeple elzemdir. Birbirini tamamlayan tecrübelerimiz, coğrafi erişimimiz ve insani duyarlılığımız dünya çapında fark yaratabilir. Biz bu iradeye sahibiz ve birlikte hareket ettiğimizde çözüm üretme kudretimizin yüksek olduğuna inanıyoruz.
Gazze'de yaşanan insani dram
Bütün bu çerçeveden sonra, Gazze’ye temas etmek isterim. Çünkü Gazze bugün insanlığın vicdanını en ağır imtihanlardan biriyle karşı karşıya bırakmaktadır. İsrail’in soykırımı ve işgali sonucu çocukların açlıktan öldüğü, hastanelerin çalışamaz hale geldiği, şehirlerin harabeye döndüğü, milyonlarca insanın en temel ihtiyaçlardan mahrum bırakıldığı bir tabloya şahit oluyoruz. Bu facia bütün insanlığın meselesidir. Biz Türkiye olarak susmadık, susmayacağız. Ateşkesin sağlanması, insani yardıma engelsiz erişim ve masum sivillerin korunması için her platformda gayret sarf ediyoruz. Ancak biliyoruz ki sesimiz daha gür çıkmalı, tesirimiz daha geniş olmalı.
Japonya’nın barışı önceleyen irfanı, uluslararası hukuka bağlılığı ve vicdani hassasiyeti bu süreçte pek kıymetlidir. Türkiye’nin bölgesel tesiri ve insani yardım kapasitesiyle birleştiğinde ortaya vakur ve güçlü bir ortaklık çıkacaktır. Bugün yapılması gereken; ateşkesi temin edecek diplomatik gayretleri artırmak, insani yardımları daha düzenli ulaştırmak, çocukların eğitim ve sağlık ihtiyaçları için kaynaklar oluşturmak ve en önemlisi iki devletli çözüm temelinde adil bir barışı sahiplenmektir. Böylelikle Gazze’de sadece yaraları sarmakla kalmaz aynı zamanda geleceği ihya edecek bir ümit de doğurabiliriz.
Netice itibarıyla Türkiye ile Japonya’nın dostluğu geçmişin güzel bir hatırası olmaktan fazlası olarak bugünün buhranlarını aşmak için de büyük bir imkândır. Uluslararası sistemin sarsıldığı, güvenin zedelendiği bir devirde iki ülke olarak birlikte hareket etmemiz büyük öneme haizdir.
Geldiğimiz bu noktada Gazze’deki zulme karşı dünya olarak da aynı dayanışmayı göstermek hem tarihî mesuliyetimizin hem de insanlık vakarının gereğidir. Dayanışmanın somut adımlara dönüşmesi, barışın, adaletin ve vicdanın güçlenmesine zemin hazırlayacaktır. Çünkü dünya ancak ortak irade ve çabalar sayesinde daha adil, daha güvenli ve daha insani bir geleceğe kavuşabilir."